Spor cerrahisi; kas-iskelet sisteminde spor aktiviteleri, aşırı kullanım veya travmatik darbeler sonucunda meydana gelen hasarların tanı, cerrahi tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini bütüncül bir yaklaşımla yöneten ortopedi ve travmatoloji disiplinidir. Bu uzmanlık alanı, sadece profesyonel atletlerin değil aktif yaşam süren her yaştan bireyin eklem sağlığını korumayı ve fonksiyonel kapasitesini yaralanma öncesi seviyeye ulaştırmayı hedefler. Menisküs yırtıkları, bağ kopmaları, kıkırdak hasarları ve tendon problemleri gibi patolojiler, biyomekanik prensipler ve minimal invaziv teknikler kullanılarak tedavi edilir. Amaç anatomik onarımın ötesinde, kişinin ağrısız hareket özgürlüğünü ve yaşam kalitesini sürdürülebilir kılmaktır.

Op. Dr. Burak GÜRER
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı

1979 yılında Tokat’ta doğdum. Tıp eğitimimi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladıktan sonra Ortopedi ve Travmatoloji uzmanlık eğitimimi Mersin Üniversitesi’nde aldım. 14 yılı aşkın süredir ülkemizin farklı bölgelerinde ortopedi ve travmatoloji alanında hizmet vermekteyim. Özellikle diz ve kalça protez cerrahisi, spor yaralanmaları, artroskopik cerrahi, el cerrahisi ve ortopedik travma konularında geniş deneyime sahibim ve aktif olarak Balıkesir Özel Nev Hastanesi’nde görev yapmaktayım.

Ortopedi ve travmatoloji, hızla gelişen ve sürekli güncellenmeyi gerektiren bir alandır. Bu nedenle yeni tedavi yöntemlerini, cerrahi teknikleri, implant teknolojilerini ve tanı araçlarını yakından takip etmek benim için her zaman öncelik olmuştur. Hastalarıma kanıta dayalı tıp ilkelerine bağlı kalarak; bilimsel kanıt ve klinik çalışma sonuçlarıyla desteklenen, güvenilir ve yenilikçi tedavileri sunmayı tercih ederim.

Hakkımda Sayfasına Git

Spor Cerrahisi Sadece Profesyonel Sporcuları Mı Kapsar?

Toplumdaki yaygın kanaatin aksine, poliklinik kapısından giren hastalarımızın büyük bir çoğunluğu profesyonel sporcu değildir. Günlük hayatın koşuşturmacası içinde eklemlerine yük binen herkes, spor cerrahisinin ilgi alanına girer. Vücudumuzun biyomekaniği, bir şampiyonlar ligi futbolcusunda nasıl işliyorsa, sabah koşusuna çıkan bir ev hanımında da benzer prensiplerle işler. Doku iyileşme süreçleri, bağların gerilme kapasitesi ve kıkırdak yapısı temelde aynıdır. Tek fark, profesyonel sporcunun iyileşme sürecindeki zaman baskısı ve sahalara dönüş hızının kariyeri üzerindeki etkisidir.

Bizim için “aktif yaşam” süren herkes aslında birer sporcudur. Spor cerrahisinin prensipleri, dejeneratif süreçlerin yani yaşlanmaya bağlı aşınmaların önlenmesinde de kritik rol oynar. Örneğin dizindeki menisküs yırtığı nedeniyle yürümekte zorlanan 50 yaşındaki bir hastanın tedavisi, onun kalp sağlığını koruması için gerekli olan yürüyüşleri yapabilmesi adına hayati önem taşır. Hareketsizlik, insan metabolizması için en büyük tehditlerden biridir ve spor cerrahisi bu tehdidi ortadan kaldırarak insanları tekrar harekete döndürmeyi amaçlar.

Bu alanda tedavi gören hasta grupları genellikle şunlardır:

  • Profesyonel sporcular
  • Amatör lig oyuncuları
  • Hafta sonu sporcuları
  • Düzenli egzersiz yapan bireyler
  • Fiziksel güç gerektiren işlerde çalışanlar
  • Aktif yaşam süren emekliler
  • Okul takımlarındaki öğrenciler

Diz Eklemi Neden En Sık Yaralanan Bölgedir?

Diz, insan vücudunun mühendislik harikalarından biridir ancak aynı zamanda en savunmasız yapılarından da biridir. İki uzun kemik olan uyluk ve kaval kemiği arasında yer alan bu eklem, vücut ağırlığının büyük bir kısmını taşır. Ancak kalça gibi derin bir yuva içine oturmadığı için, kemik yapısından ziyade bağlar ve yumuşak dokular sayesinde ayakta durur. Bu durum dizi dışarıdan gelen darbelere ve ani dönme hareketlerine karşı oldukça hassas hale getirir.

Bir ortopedist olarak dizin yapısını bir arabanın süspansiyon sistemine benzetebiliriz. Yoldaki her çukuru, her tümseği absorbe etmeye çalışan bu sistem, zamanla veya ani bir zorlanmayla hasar görebilir. Diz sadece açılıp kapanan basit bir menteşe değildir; aynı zamanda kendi ekseni etrafında dönme ve öne-arkaya kayma hareketleri de yapar. İşte bu kompleks hareket yeteneği, özellikle futbol, basketbol, kayak gibi sporlarda dizin limitlerini zorlar.

Dizin stabilitesini sağlayan yapılar şunlardır:

  • Ön çapraz bağ
  • Arka çapraz bağ
  • İç yan bağ
  • Dış yan bağ
  • İç menisküs
  • Dış menisküs
  • Eklem kapsülü
  • Çevre kas grupları

Menisküs Yırtıklarında “Menisküsü Koru” Yaklaşımı Nedir?

Yıllar önce ortopedi pratiğinde menisküs yırtığı görüldüğünde, yırtılan parçanın veya menisküsün tamamının çıkarılması oldukça standart bir işlemdi. Ancak uzun dönem takipler bize çok acı bir gerçeği öğretti: Menisküsü alınan hastaların dizleri, darbe emici yastıklarını kaybettikleri için çok hızlı bir şekilde kireçlenmeye gidiyor ve erken yaşta protez ameliyatına muhtaç kalıyordu. Bu tecrübe, modern spor cerrahisinde bir paradigma değişimine yol açtı ve “Save the Meniscus” yani “Menisküsü Koru” felsefesini doğurdu.

Bugün bir cerrah olarak ameliyathaneye girdiğimde birinci önceliğim, o dokuyu oradan almak değil ne pahasına olursa olsun kurtarmaktır. Menisküs dokusu, özellikle “kırmızı zon” dediğimiz ve kan dolaşımının olduğu dış kenar bölgelerinden yırtıldığında, doğru teknikle dikilirse mükemmel bir iyileşme potansiyeline sahiptir. Özel dikiş aletleri ve teknikleri kullanarak, yırtılan parçaları anatomik yerlerine tekrar tutturuyoruz. Bu işlem hastanın dizinin gelecekteki 20-30 yıllık sağlığını sigortalamak anlamına gelir.

Menisküsün korunması gereken durumlar şunlardır:

  • Genç hastalar
  • Kökten ayrılma yırtıkları
  • Kova sapı yırtıkları
  • Kanlanan bölge yırtıkları
  • Aktif sporcular
  • Eşlik eden bağ yaralanmaları
  • Dejenerasyonun az olduğu durumlar

Ön Çapraz Bağ Yaralanmalarında Cerrahi Kararı Nasıl Verilir?

Ön çapraz bağ (ÖÇB), dizin en önemli dengeleyici sütunudur. Genellikle hastalarımız, spor sırasında ani bir yön değiştirme veya yere ters basma anında dizlerinden gelen “pop” sesi ve ardından dizin boşa gitmesi hissiyle bize başvururlar. ÖÇB koptuğunda, dizin altındaki kaval kemiği, üstteki uyluk kemiğine göre kontrolsüzce öne kayar. Bu durum sadece sportif performansı bitirmekle kalmaz, aynı zamanda günlük hayatta merdiven inerken veya ani bir dönüş yaparken dizin dönmesine ve güvensizlik hissine yol açar.

Tedavi kararını verirken hastanın yaşına, aktivite düzeyine ve beklentilerine bakıyoruz. Genç ve aktif bir bireyde, kopmuş bir ön çapraz bağ ile hayatı idame ettirmek zordur çünkü her diz dönmesi, menisküslere ve kıkırdağa geri dönüşü olmayan zararlar verir. Bu nedenle biyolojik bir rekonstrüksiyon, yani bağın yeniden yapılması işlemi şarttır. Ameliyatta genellikle hastanın kendi vücudundan aldığımız tendonları kullanıyoruz. Bu tendonları kemik tünellerinden geçirerek, kopan bağın yerine, onun görevini üstlenecek yeni bir bağ inşa ediyoruz.

Ön çapraz bağ cerrahisinde kullanılan greft kaynakları şunlardır:

  • Hamstring tendonları
  • Patellar tendon
  • Kuadriseps tendonu
  • Allogreftler
  • Sentetik bağlar
Tedaviler hakkında bilgi almak ve randevu oluşturmak için bizimle iletişime geçin!

Omuz Eklemi Sorunları ve Sıkışma Sendromu Kimlerde Görülür?

Omuz, insan vücudunun en geniş hareket açıklığına sahip eklemidir. Kolumuzu her yöne çevirmemizi sağlayan bu müthiş hareketlilik, aynı zamanda omuzu yaralanmalara açık hale getiren en büyük zayıflığıdır. Omuz başını yerinde tutan ve hareket ettiren “rotator manşet” adını verdiğimiz kas grubu, özellikle baş üstü aktivitelerde ciddi bir baskı altında kalır. Zamanla veya tekrarlayan zorlamalarla, omuz çatısını oluşturan kemik ile bu tendonlar arasındaki mesafe daralabilir. Bu duruma “sıkışma sendromu” diyoruz.

Bu sorun sadece voleybolcu veya yüzücülerde değil; evde perde asan, cam silen veya raflara uzanan kişilerde de sıklıkla karşımıza çıkar. Gece uykudan uyandıran omuz ağrısı, kolu kaldırmakta güçlük ve saç tarama gibi basit işlerde bile zorlanma en tipik belirtilerdir. Eğer bu sıkışma zamanında tedavi edilmezse tendonlarda tam kat yırtıklara yol açabilir. Tedavide artroskopik yöntemlerle omuz içine girerek, hem sıkışmaya neden olan kemik çıkıntılarını törpülüyor hem de varsa yırtılan tendonları özel çapalarla kemiğe tekrar dikiyoruz.

Omuz problemlerine zemin hazırlayan aktiviteler şunlardır:

  • Voleybol
  • Yüzme
  • Tenis
  • Halter
  • Boya badana işleri
  • Cam silme
  • Ağır yük kaldırma

Genç Sporcularda Kalça Ağrısı ve FAI Nedir?

Son yıllarda spor cerrahisinde bilgi birikimimizin en çok arttığı alanlardan biri kalça eklemidir. Eskiden “kasık çekmesi” denilip geçiştirilen birçok ağrının altında aslında mekanik bir sorunun yattığını artık biliyoruz. Femoroasetabular Sıkışma (FAI) dediğimiz bu durum kalça eklemini oluşturan kemiklerdeki yapısal fazlalıklar nedeniyle ortaya çıkar. Kalça topunun üzerindeki tümsekler veya yuvanın kenarındaki aşırı kemikleşmeler, hareket sırasında birbirine çarparak arada kalan kıkırdak ve “labrum” denilen conta dokusunu ezer.

Bu durum özellikle futbol, buz hokeyi, tekvando gibi bacakların aşırı açıldığı sporlarda kendini gösterir. Genç hasta uzun süre oturduğunda, arabaya bindiğinde veya spor sonrasında kasığında derin bir ağrı hisseder. Bu mekanik sorunu çözmezsek, kalça eklemi erken yaşta aşınır ve kireçlenir. Kalça artroskopisi ile bu bölgeye müdahale ederek, hem yırtılan dokuları tamir ediyor hem de kemiklerdeki fazlalıkları tıraşlayarak eklemin orijinal küresel yapısını geri kazandırıyoruz. Bu sayede hastayı ileride olası bir kalça protezi ameliyatından kurtarmış oluyoruz.

Kalça sıkışmasına işaret eden belirtiler şunlardır:

  • Kasık ağrısı
  • Otururken rahatsızlık
  • Bağdaş kuramama
  • Kalçada takılma hissi
  • Hareket kısıtlılığı
  • Dönüşlerde ağrı
  • Bel ağrısı ile karışan sızılar

Ayak Bileği Burkulmaları Neden Ciddiye Alınmalıdır?

Ayak bileği burkulması, acil servislere en sık başvuru nedenlerinden biridir. Çoğu insan “altı üstü bir burkulma” diyerek bu durumu önemsemeyebilir. Ancak yetersiz tedavi edilen veya tam iyileşmeden spora dönülen durumlarda, bağlar gevşek bir şekilde iyileşir. Bu da ayak bileğinde kronik bir instabiliteye, yani gevşekliğe yol açar. Hasta düz yolda yürürken bile ayağının sürekli burkulduğundan, boşa bastığından şikayet eder.

Tekrarlayan her burkulma, ayak bileğindeki kıkırdak dokusuna bir çekiç darbesi gibi zarar verir. Bu kısırdöngüyü kırmak için cerrahi müdahale gerekebilir. Broström-Gould ameliyatı olarak bilinen teknikle, gevşemiş olan dış yan bağları anatomik olarak onarıyor ve gerginleştiriyoruz. Günümüzde bu işlemi kapalı yöntemlerle (artroskopik) yaparak, hastanın çok daha hızlı iyileşmesini sağlıyoruz. Ayrıca ayak bileği arkasında sıkışan kemikçikler veya tendon sorunları da yine minimal invaziv yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

Kronik ayak bileği sorunlarının belirtileri şunlardır:

  • Sık burkulma
  • Güvensizlik hissi
  • Şişlik
  • Ağrı
  • Hareket kısıtlılığı
  • Merdiven inmede zorluk
İletişime Geçin!
Tedaviler hakkında bilgi almak ve randevu oluşturmak için bizimle iletişime geçin!


    Kıkırdak Hasarında Kök Hücre Uygulamaları Nasıl Yapılır?

    Kıkırdak dokusunun ne yazık ki kendi kendini yenileme kapasitesi yoktur çünkü içinde kan damarları barındırmaz. Bu yüzden kıkırdakta oluşan bir hasar, tıpkı diş çürüğü gibi kendiliğinden iyileşmez ve zamanla büyür. Spor cerrahisi, bu biyolojik dezavantajı aşmak için rejeneratif tıp, yani yenileyici tıp yöntemlerini kullanır. Burada amaç vücudun kendi iyileştirici hücrelerini hasarlı bölgeye yönlendirmektir.

    Eskiden sadece kemiğe delik açarak (mikrofraktür) kanama sağlardık. Şimdi ise çok daha sofistike yöntemler kullanıyoruz. Hastanın leğen kemiğinden aldığımız kemik iliğini özel sistemlerle ayrıştırarak kök hücreden zengin bir sıvı elde ediyoruz. Kıkırdak hasarı olan bölgeyi temizleyip, üzerine çatı görevi görecek özel bir zar (matriks) dikiyoruz ve bu zarın altına kök hücreleri enjekte ediyoruz. Bu sayede oluşan yeni doku, orijinal kıkırdağa çok daha yakın kalitede oluyor. Bu biyoloji ile cerrahinin dans ettiği en ileri noktalardan biridir.

    Biyolojik tedavi sürecinin aşamaları şunlardır:

    • Hasarlı dokunun temizlenmesi
    • Kemik iliği alımı
    • Kök hücre ayrıştırma
    • Matriks yerleştirme
    • Hücre enjeksiyonu
    • Sabitleme
    • Koruma periyodu

    Artroskopik Cerrahi Neden Altın Standarttır?

    Spor cerrahisinin bugünkü başarısının temelinde teknolojik gelişmeler yatar. Artroskopi, yani kapalı ameliyat yöntemi, eklemi tamamen açmadan, sadece kalem ucu genişliğinde deliklerden girilerek yapılan işlemleri ifade eder. Yüksek çözünürlüklü kameralar sayesinde eklemin içini çıplak gözle görebileceğimizden çok daha detaylı ve büyük bir şekilde ekranda görürüz. Bu da bize milimetrik hassasiyette çalışma imkanı sunar.

    Hastalar açısından artroskopinin en büyük avantajı, doku hasarının minimum olmasıdır. Büyük kesiler olmadığı için ameliyat sonrası ağrı çok daha azdır, enfeksiyon riski düşüktür ve hastanede yatış süreleri kısalır. Estetik olarak da küçük izler kalması, özellikle genç hastalar için önemli bir artıdır. Günümüzde diz, omuz, ayak bileği, kalça, dirsek ve el bileği gibi birçok eklemde artroskopi ana tedavi yöntemidir.

    Artroskopik cerrahinin avantajları şunlardır:

    • Düşük enfeksiyon riski
    • Az ağrı
    • Hızlı iyileşme
    • Erken taburcu olma
    • Kozmetik üstünlük
    • Detaylı görüntüleme
    • Daha az doku hasarı

    Rehabilitasyon ve Spora Dönüş Süreci Nasıl Yönetilir?

    Spor cerrahisinde ameliyat, tedavinin sadece ilk yarısıdır. İkinci yarı ise rehabilitasyon sürecidir ve maçın sonucunu genellikle bu devre belirler. Dünyanın en iyi cerrahı tarafından en mükemmel ameliyat yapılsa bile, iyi bir fizik tedavi süreci geçirilmezse sonuç hüsran olabilir. Ameliyat sonrası dönem, dokunun biyolojik iyileşmesine saygı duyarak, kas gücünü ve eklem hareketini geri kazanma sanatıdır.

    Hastanın spora dönüş kararı, sadece takvim yapraklarına bakarak verilmez. “6 ay geçti, haydi sahaya” demek son derece yanlıştır. Biz hekimler, hastanın kas kuvvetini, dengesini, sıçrama yeteneğini ve psikolojik hazır oluşluğunu testlerle değerlendiririz. Hasta ameliyatlı uzvuna güvenene kadar ve test sonuçları sağlam tarafla eşitlenene kadar spora tam dönüşe izin vermeyiz. Bu süreçte beslenme, uyku düzeni ve hastanın motivasyonu da iyileşmeyi doğrudan etkileyen faktörlerdir.

    Rehabilitasyon sürecinde dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:

    • Düzenli egzersiz
    • Fizyoterapist takibi
    • Buz uygulaması
    • Ödem kontrolü
    • Protein ağırlıklı beslenme
    • Yeterli uyku
    • Sabırlı olmak