Sıvı diz protezi; diz kireçlenmesi (osteoartrit) tedavisinde kullanılan, poliakrilamid hidrojel (iPAAG) teknolojisine dayalı, vücut tarafından emilmeyen kalıcı bir eklem içi enjeksiyon yöntemidir. Bu uygulama, protez ameliyatı gerektiren ancak cerrahiye uygun olmayan ya da operasyonu ertelemek isteyen hastalarda, eklem içine enjekte edilen biyouyumlu jelin sinovyal dokuyla bütünleşmesi prensibine dayanır. Geleneksel sıvı iğnelerinin aksine zamanla kaybolmayan bu materyal, kemik sürtünmesini engelleyen mekanik bir bariyer oluşturarak uzun yıllar süren ağrısız hareket imkanı ve güçlü bir biyomekanik destek sağlar.
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı
1979 yılında Tokat’ta doğdum. Tıp eğitimimi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladıktan sonra Ortopedi ve Travmatoloji uzmanlık eğitimimi Mersin Üniversitesi’nde aldım. 14 yılı aşkın süredir ülkemizin farklı bölgelerinde ortopedi ve travmatoloji alanında hizmet vermekteyim. Özellikle diz ve kalça protez cerrahisi, spor yaralanmaları, artroskopik cerrahi, el cerrahisi ve ortopedik travma konularında geniş deneyime sahibim ve aktif olarak Balıkesir Özel Nev Hastanesi’nde görev yapmaktayım.
Ortopedi ve travmatoloji, hızla gelişen ve sürekli güncellenmeyi gerektiren bir alandır. Bu nedenle yeni tedavi yöntemlerini, cerrahi teknikleri, implant teknolojilerini ve tanı araçlarını yakından takip etmek benim için her zaman öncelik olmuştur. Hastalarıma kanıta dayalı tıp ilkelerine bağlı kalarak; bilimsel kanıt ve klinik çalışma sonuçlarıyla desteklenen, güvenilir ve yenilikçi tedavileri sunmayı tercih ederim.
Hakkımda Sayfasına GitSıvı Diz Protezi (Hidrojel) Nedir ve İçeriği Nasıldır?
Bu tedaviyi anlamak için öncelikle dizin içine enjekte ettiğimiz bu maddenin ne olduğunu çok iyi kavramamız gerekiyor. Çoğu hastam, bunun daha önce yaptırdıkları iğnelerle aynı şey olduğunu düşünüyor ama durum çok farklı. Poliakrilamid hidrojel, laboratuvar ortamında çok yüksek teknolojiyle üretilen, vücudun reddetmediği ve biyolojik olarak son derece uyumlu bir materyaldir.
Bu jelin yapısına mikroskop altında baktığımızda %97,5 oranında sudan oluştuğunu görürüz. Geriye kalan %2,5’lik kısım ise bu su moleküllerini bir arada tutan, onlara jel kıvamını veren poliakrilamid iskeletidir. Buradaki yüksek su oranı tesadüf değildir; vücudumuzun dokuları da büyük oranda sudan oluştuğu için, jelin dokuyla mükemmel bir uyum sağlamasının anahtarı budur.
Bu materyalin en önemli özelliği ise vücut tarafından emilmemesidir. Tıpta “biyobozunur olmayan” dediğimiz bu özellik sayesinde, jel dizin içine girdikten sonra vücut enzimleri tarafından parçalanmaz. Yani oraya koyduğumuz jel, yıllar boyunca varlığını korur. Hyaluronik asit gibi maddeler zamanla eriyip giderken, bu hidrojel kalıcı bir dolgu maddesi gibi davranır. Ancak bu kalıcılık, dizin içinde sert bir taş gibi durduğu anlamına gelmez. Aksine, son derece esnek, hareketli ve kaygan bir yapıdadır.
Hidrojelin temel bileşenleri şunlardır:
- Steril su
- Çapraz bağlı poliakrilamid polimeri
Bu Tedavi Dizde Nasıl Çalışır ve Ağrıyı Hangi Mekanizmayla Keser?
Hidrojelin diz içindeki çalışma prensibi, sadece basit bir yağlama işleminden çok daha fazlasını ifade eder. Biz bu jeli eklem boşluğuna enjekte ettiğimizde, jel orada boş boş yüzmez. Dizin içini kaplayan ve “sinovyal zar” dediğimiz ince bir doku vardır. Hidrojel, enjeksiyondan hemen sonra bu dokuya doğru hareket eder ve onun içine yerleşir.
Bu süreci, zayıflamış ve incelmiş bir duvara destekleyici, güçlü bir sıva yapmak gibi düşünebilirsiniz. Jel, sinovyal dokuyla bütünleşerek o dokuyu kalınlaştırır ve daha elastik hale getirir. Kireçlenme nedeniyle sertleşmiş, kurumuş ve esnekliğini kaybetmiş olan eklem kapsülü, bu destek sayesinde yeniden “şok emici” özelliğini kazanır. Yani siz yürürken ayağınızı yere bastığınızda oluşan darbe, artık doğrudan kemiklerinize ve aşınmış kıkırdaklarınıza iletilmez; bu güçlendirilmiş yastıkçık tarafından emilir.
Ağrının kesilmesindeki bir diğer önemli mekanizma ise fiziksel bariyer etkisidir. İleri evre kireçlenmelerde kıkırdak tamamen aşındığında, kemik yüzeyleri birbirine değer. Kemik zarı sinir uçlarından çok zengindir ve bu temas, hastalarımızın “kemiklerim birbirine sürtüyor” dediği o şiddetli ağrıyı yaratır. Hidrojel, kemik yüzeyleri arasında kalıcı ve kaygan bir tabaka oluşturarak bu sürtünmeyi minimize eder.
Bu mekanizmanın sağladığı fiziksel avantajlar şunlardır:
- Şok emilimi
- Sürtünme azaltma
- Eklem elastikiyeti artışı
- Sinovyal doku güçlendirmesi
Geleneksel Yöntemlerden (PRP, Hyaluronik Asit) Farkı Nedir?
Hastalarımın en sık sorduğu ve kafa karışıklığı yaşadığı nokta burasıdır. “Hocam ben daha önce horoz ibiği iğnesi oldum, PRP yaptırdım, kök hücre denedim. Bu onlardan farklı mı?” Cevabım çok net: Evet, tamamen farklı bir kategoridedir. Bu ayrımı netleştirmek için “kiralama” ve “satın alma” örneğini sıkça veririm.
Hyaluronik asit (halk arasında horoz ibiği veya sıvı iğne) enjeksiyonları, eklem sıvısını taklit eden geçici çözümlerdir. Vücut bu maddeyi tanır ve zamanla (genellikle 6 ay ile 1 yıl arasında) parçalayarak yok eder. Etkisi geçtiğinde, ağrılar geri döner ve işlemin tekrarlanması gerekir. Bu bir evi geçici süreliğine kiralamak gibidir; süre dolunca evden çıkarsınız.
PRP ve Kök Hücre tedavileri ise rejeneratif, yani “yenileyici” tedavilerdir. Vücudun kendi iyileştirme mekanizmalarını tetiklemeye çalışırlar. Bu yöntemler özellikle erken evrelerde, hala canlı ve kurtarılabilir kıkırdak dokusu varsa etkilidir. Ancak mekanik bir kireçlenme tablosunda, kemik deformiteleri oluştuğunda ve kıkırdak bittiğinde, PRP’nin oraya yeni bir kıkırdak yapma veya biyomekanik bir yastık oluşturma gücü yoktur.
Poliakrilamid hidrojel ise bu noktada ayrışır. Vücut tarafından emilmediği için etkisi kalıcıdır. Diğer yöntemler gibi biyolojik bir iyileşme beklemek yerine, oraya fiziksel ve mekanik bir destek koymuş oluruz. Diğer enjeksiyonların aksine, dizin yük taşıma kapasitesini fiziksel olarak artıran bir müdahaledir. Kısacası diğer yöntemler geçici rahatlama veya hücresel tamir peşindeyken, hidrojel yapısal ve kalıcı bir biyomekanik destek sunar.
Diğer yaygın enjeksiyon türleri şunlardır:
- Hyaluronik asit
- PRP
- Kortizon
- Kök hücre
- Ozon tedavisi
Hangi Hasta Grubu İçin Sıvı Diz Protezi Uygundur?
Her diz ağrısı çeken hasta ne yazık ki bu tedavi için uygun aday değildir. Tedavinin başarısı, doğru hastayı seçmekten geçer. Biz ortopedistlerin kullandığı Kellgren-Lawrence adında bir kireçlenme derecelendirme sistemi vardır. Bu sistem 1’den 4’e kadar gider.
Bu tedavi için “altın standart” diyebileceğimiz hasta grubu, Evre 2’nin sonu ve özellikle Evre 3 olan hastalardır. Bu hastaların dizlerinde kıkırdak incelmesi çok belirgindir, eklem aralığı daralmıştır ve kemik çıkıntıları oluşmaya başlamıştır. Bu gruptaki hastalar genellikle ağrı kesicilerden, fizik tedaviden veya basit iğnelerden artık fayda görmezler. Ancak yaşları 50-65 arasındadır ve total diz protezi gibi büyük bir ameliyat için kendilerini çok genç hissederler veya aktif yaşamdan kopmak istemezler. İşte bu grup için hidrojel mükemmel bir seçenektir.
Evre 4, yani kıkırdağın tamamen bittiği, kemiklerin birbirine sürttüğü son evre hastalarda ise yaklaşımımız biraz daha farklıdır. Normalde bu evrenin kesin çözümü ameliyattır. Ancak hastanın yaşı 80 üzerindeyse, kalp veya şeker gibi ek hastalıkları nedeniyle anestezi alması çok riskliyse veya hasta “Ben kesinlikle ameliyat olmam” diyorsa, sıvı diz protezi bir “kurtarıcı” olarak devreye girer. Bu hastalarda kıkırdak geri gelmez ama kemiklerin birbirine sürtmesi engellenerek hastanın ağrısız yürümesi sağlanır.
Öte yandan çok erken evre (Evre 1) hastalarda genellikle daha basit yöntemler tercih edilir. Çünkü bu evrede dizin mekanik yapısı henüz bozulmamıştır ve bu kadar güçlü bir desteğe, maliyetli bir işleme ihtiyaç duyulmayabilir.
İdeal adayların şikayetleri genellikle şunlardır:
- Gece uykudan uyandıran ağrılar
- Merdiven inip çıkarken zorlanma
- Dizde takılma hissi
- Çömelip kalkamama
- Dizden gelen sürtünme sesleri
Uygulama Sırasında Neler Yapılır ve Süreç Nasıldır?
Sıvı diz protezi uygulaması, teknik olarak bir “ameliyat” değildir, kesi yapılmaz, dikiş atılmaz. Ancak bu durum işlemin basit bir kalçadan iğne yapılması gibi algılanmasına neden olmamalıdır. Hidrojel kalıcı bir madde olduğu için, enjeksiyonun sterilizasyon koşullarının en üst düzeyde olduğu bir ortamda, yani ameliyathane şartlarında veya çok donanımlı klinik müdahale odalarında yapılması şarttır.
Süreç şöyle işler: Hastamızı sedyeye alırız ve dizi hafif bükülü pozisyona getiririz. Enjeksiyon yapacağımız bölgeyi özel solüsyonlarla defalarca temizleriz ve steril örtülerle kapatırız. Bu temizlik aşaması işlemin en önemli kısmıdır. Ardından, iğne girişinde hastamızın ağrı hissetmemesi için cilde çok ince bir iğneyle lokal anestezi yaparız. Bu sayede işlem sırasında ağrı duymazsınız.
Eğer dizin içinde ödem veya sıvı birikimi varsa, önce bu kirli sıvıyı enjektörle çekerek dizi rahatlatırız. Bu adım, hidrojelin dokulara daha iyi yapışması için çok önemlidir. Ardından, genellikle ultrason cihazı eşliğinde eklem boşluğunu görerek 6 ml hacmindeki hidrojeli yavaşça enjekte ederiz. İşlem toplamda 10-15 dakika sürer. Hasta işlem sırasında sadece dizinde bir dolgunluk ve basınç hisseder, keskin bir acı duymaz.
İşlemden sonra hastamızı 15-20 dakika dinlendiririz. Dize küçük bir pansuman yapılır. Hasta yürüyerek evine dönebilir, koltuk değneği kullanmasına gerek yoktur. Araba kullanabilir, merdiven çıkabilir.
İşlem adımları sırasıyla şunlardır:
- Cilt temizliği
- Lokal anestezi
- Eklem sıvısı aspirasyonu
- Hidrojel enjeksiyonu
- Pansuman ve dinlenme
Tedavi Sonrası İyileşme Süreci ve Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?
Enjeksiyonun yapıldığı gün ve takip eden birkaç gün çok kritiktir. Hastalarımız yürüyerek klinikten çıksalar da materyalin dokuyla bütünleşme sürecini (entegrasyonu) sağlıklı başlatmak için “rölatif istirahat” dediğimiz bir döneme ihtiyaç vardır. Bu yatağa bağlanmak demek değildir; ancak dizin aşırı yüklenmemesi gerekir.
İlk 24-48 saat içinde bazı hastalarda hafif bir ağrı veya dolgunluk hissi olabilir. Bu çok normaldir, sonuçta eklemin içine hacimli bir madde koyduk ve dokuların buna alışması gerekir. Bu dönemde basit ağrı kesiciler ve buz uygulaması yeterli olur. Ancak hastalarımıza özellikle ilk hafta boyunca uzun doğa yürüyüşleri, ağır Pazar alışverişi, derin çömelme hareketleri veya spor aktivitelerinden kaçınmalarını sıkı sıkıya tembihleriz.
Birinci aydan itibaren ise tam tersine hareketliliği teşvik ederiz. Çünkü hidrojelin eklem içinde homojen dağılması ve görevini yapabilmesi için eklemin hareket etmesi gerekir. Hareketsizlik jelin donmasına değil ama fonksiyonunu tam gösterememesine neden olabilir.
İlk hafta kaçınılması gerekenler şunlardır:
- Uzun yürüyüşler
- Ağır yük kaldırma
- Derin çömelme hareketleri
- Koşu ve zıplama
- Sıcak hamam veya sauna
Etkisi Ne Zaman Başlar ve Ne Kadar Sürer?
Bu tedaviyle ilgili en büyük yanılgılardan biri, sonucun “sihirli değnek” değmiş gibi o saniye ortaya çıkacağı beklentisidir. Kortizon iğnelerinde etki hemen başlar ama hidrojelde mekanizma farklıdır. Enjeksiyondan hemen sonra hastalar, jelin sağladığı kayganlık etkisiyle bir rahatlama hissedebilirler, “Dizim yağlanmış gibi oldu” derler. Ancak asıl tedavi edici etki jelin sinovyal dokunun içine göç edip onunla bütünleştiği zaman başlar.
Bu biyolojik entegrasyon süreci genellikle enjeksiyondan sonraki 4. ila 6. hafta arasında tamamlanır. Hastalarımız genellikle kontrole geldiklerinde “Hocam ilk hafta pek bir şey anlamadım ama bir ay geçti ve dizimdeki o kemik sürtünme hissi kayboldu, artık gece ağrılarım bitti” şeklinde geri bildirimlerde bulunurlar. Sabırlı olmak bu tedavinin bir parçasıdır.
Peki bu etki ne kadar sürer? İşte sıvı diz protezinin en güçlü olduğu taraf burasıdır. Bilimsel çalışmalar ve klinik takipler, tek doz uygulamanın etkinliğinin 3 yılın üzerinde, hatta 5-7 yıla kadar devam ettiğini göstermektedir. Avrupa ve dünya genelindeki uzun dönemli çalışmalarda, hastaların ağrı skorlarında 3. yılın sonunda dahi anlamlı bir kötüleşme olmadığı, iyilik halinin korunduğu kanıtlanmıştır. Bu süre zarfında jelin vücuttan atılmaması, tedavinin her 6 ayda bir tekrarlanma ihtiyacını ortadan kaldırır.
Uzun vadeli beklentiler şunlardır:
- Kalıcı ağrı azalması
- Hareket açıklığında artış
- İlaç kullanımında azalma
- Cerrahi ihtiyacının ertelenmesi
Olası Riskler ve Yan Etkileri Var mıdır?
Tıbbi her müdahalede olduğu gibi, sıvı diz protezi uygulamasında da bazı riskler mevcuttur ve biz hekimlerin görevi bunları hastalarımızla şeffaf bir şekilde paylaşmaktır. En önemli ve en korktuğumuz risk, “septik artrit” dediğimiz eklem içi enfeksiyondur. Hidrojel, vücutta kalıcı bir yabancı cisim olarak durduğu için, eğer uygulama sırasında veya sonrasında kana bakteri karışırsa, bu bakteriler jelin üzerine yerleşip orada çoğalabilir.
Bu riski sıfıra indirmek için sterilizasyon konusunda obsesif davranırız. İşlem öncesinde hastalara mutlaka koruyucu antibiyotik veririz. Ayrıca vücudun başka bir yerinde aktif enfeksiyonu olan hastalara bu işlem kesinlikle yapılmaz. Burada çok ilginç ve hastaların genelde şaşırdığı bir detay vardır: Diş sağlığı. Diş kökündeki bir apse veya ciddi diş eti iltihabı, kan yoluyla bakterilerin dize taşınmasına neden olabilir. Bu yüzden işlem öncesinde hastalarımızın diş tedavilerini tamamlamış olmalarını mutlaka isteriz.
Bunun dışında, işlem sonrası geçici ağrı ve şişlik görülebilir. Bu vücudun jele karşı verdiği doğal bir tepkidir ve genellikle 1 hafta içinde kendiliğinden geçer. Çok nadiren, jelin dokuyla uyum sağlamasında gecikmeler yaşanabilir.
Başlıca risk faktörleri şunlardır:
- Enfeksiyon
- Geçici ağrı artışı
- Enjeksiyon yeri hassasiyeti
- Alerjik reaksiyonlar (çok nadir)
Bu İşlem İleride Protez Ameliyatı Olmaya Engel Olur mu?
Hastalarımızın en büyük endişelerinden biri de “köprüden önceki son çıkışı” kaçırmaktır. “Hocam şimdi bunu yaptırırsam, 5 sene sonra kireçlenmem çok ilerlerse ve mecburen platin takılması gerekirse bir sorun çıkar mı?” diye sorarlar. Cevap net bir şekilde “Hayır”dır.
Poliakrilamid hidrojel uygulaması, gelecekteki bir total diz protezi cerrahisine kesinlikle engel teşkil etmez. Yapılan klinik çalışmalar daha önce hidrojel uygulanmış ve sonrasında kireçlenmesi çok ilerlediği için yıllar sonra protez ameliyatına alınan hastalarda, jelin ameliyatı zorlaştırmadığını, protezin kemiğe yapışmasını engellemediğini veya enfeksiyon riskini artırmadığını göstermiştir.
Aksine, bu tedavi hastayı cerrahiye hazırlar. Nasıl mı? Şiddetli diz ağrısı çeken hasta yürüyemez. Yürüyemeyen hastanın bacak kasları erir ve zayıflar. Zayıf kaslarla girilen bir protez ameliyatının iyileşmesi çok zor olur. Hidrojel, hastayı cerrahiye kadar geçen sürede rahatlatır, kaslarının zayıflamasını engeller çünkü ağrısız yürüyebildiği için kaslarını kullanmaya devam eder. Böylece eğer günün birinde ameliyat gerekirse, hasta o ameliyata daha güçlü kaslarla girmiş olur.
Cerrahi öncesi avantajları şunlardır:
- Kas gücünün korunması
- Eklem hareketliliğinin sürmesi
- Kilo alımının önlenmesi
- Psikolojik moralin yüksek kalması
Tedavi Sonrası Yaşam Kalitesinde Neler Değişir?
Tedavinin temel amacı, hastayı “ağrı odaklı” bir yaşamdan çıkarıp “hareket odaklı” bir yaşama geri döndürmektir. Başarılı bir uygulama sonrasında beklediğimiz en önemli çıktı, istirahat ağrılarının ve özellikle uykuyu bölen gece ağrılarının kaybolmasıdır. Bir insanın gece deliksiz uyuyabilmesi, yaşam kalitesini artıran en önemli faktördür.
Hareket halindeyken, özellikle merdiven inip çıkarken veya sandalyeden kalkarken hissedilen o “takılma”, “kıtlama” ve “sürtünme” hissi, yerini daha yumuşak ve akışkan bir eklem hareketine bırakır. Hastalarımız artık yürüyüş mesafelerinin arttığını, günlük işlerini yaparken dize olan güvensizlik hissinin azaldığını, torunlarıyla parka gidebildiklerini ifade ederler.
Ancak burada gerçekçi beklenti yönetimi de çok önemlidir. Bu tedavi dizinizi 18 yaşındaki haline geri döndürmez veya var olan kemik yamukluğunu (O bacak görüntüsünü) düzeltmez. Ancak dizin mevcut durumunu stabilize ederek, ağrısız ve fonksiyonel bir eklem sunar. Ağrısız yürümek, kilo kontrolünü sağlar; kilo kontrolü ise hem dizin hem de kalp sağlığının korunmasına yardımcı olur.
Sonuç olarak sıvı diz protezi (iPAAG), modern tıbbın bize sunduğu, cerrahi ile ilaç tedavisi arasındaki o büyük ve zorlu boşluğu dolduran çok değerli bir teknolojidir. Bıçak altına yatmadan, uzun süreli ve etkili bir çözüm arayan uygun hastalar için, uzman ellerde yapıldığında hayat kurtarıcı bir limandır.
Yaşam kalitesindeki artışlar şunlardır:
- Kesintisiz gece uykusu
- Yürüyüş mesafesinde artış
- Sosyal hayata katılım
- Daha az ağrı kesici kullanımı
- Günlük işlerde bağımsızlık
