Kök hücre tedavisi; osteoartrit (kireçlenme), kıkırdak hasarları, menisküs yırtıkları ve avasküler nekroz gibi ortopedik rahatsızlıkların giderilmesinde kullanılan, hasarlı dokunun biyolojik olarak onarılmasını ve yenilenmesini hedefleyen rejeneratif bir yöntemdir. Hastanın kendi kemik iliğinden veya yağ dokusundan (karın/uyluk) cerrahi koşullarda alınan onarıcı hücrelerin, özel işlemlerle ayrıştırılıp konsantre edildikten sonra doğrudan problemli eklem veya dokuya enjekte edilmesiyle uygulanır. Protez cerrahisi öncesi güçlü bir alternatif sunan bu tedavi, yalnızca ağrıyı baskılamayı değil vücudun doğal iyileşme mekanizmalarını tetikleyerek doku bütünlüğünü ve eklem fonksiyonlarını kalıcı olarak geri kazandırmayı amaçlar.
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı
1979 yılında Tokat’ta doğdum. Tıp eğitimimi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladıktan sonra Ortopedi ve Travmatoloji uzmanlık eğitimimi Mersin Üniversitesi’nde aldım. 14 yılı aşkın süredir ülkemizin farklı bölgelerinde ortopedi ve travmatoloji alanında hizmet vermekteyim. Özellikle diz ve kalça protez cerrahisi, spor yaralanmaları, artroskopik cerrahi, el cerrahisi ve ortopedik travma konularında geniş deneyime sahibim ve aktif olarak Balıkesir Özel Nev Hastanesi’nde görev yapmaktayım.
Ortopedi ve travmatoloji, hızla gelişen ve sürekli güncellenmeyi gerektiren bir alandır. Bu nedenle yeni tedavi yöntemlerini, cerrahi teknikleri, implant teknolojilerini ve tanı araçlarını yakından takip etmek benim için her zaman öncelik olmuştur. Hastalarıma kanıta dayalı tıp ilkelerine bağlı kalarak; bilimsel kanıt ve klinik çalışma sonuçlarıyla desteklenen, güvenilir ve yenilikçi tedavileri sunmayı tercih ederim.
Hakkımda Sayfasına GitKök Hücre Tedavisi Nedir ve Vücudumuzda Nasıl Bir İşleyiş Gösterir?
Kök hücre tedavisini anlamak için öncelikle vücudumuzun doğal tamir mekanizmasına bakmak gerekir. Vücudumuz aslında kendi kendini onarabilen muazzam bir biyolojik makinedir. Parmağımız kesildiğinde veya bir yerimiz morardığında, dışarıdan bir müdahale olmadan iyileşebiliyoruz. İşte bu iyileşmeyi sağlayan ana aktörler kök hücrelerdir. Ancak yaşımız ilerledikçe, damar yapımız bozuldukça veya hasar çok büyük olduğunda, o bölgedeki mevcut hücreler yetersiz kalır. Bizim yaptığımız işlem vücudun deposunda (örneğin yağ dokusunda veya kemik iliğinde) saklı duran bu “yedek parça” ve “tamir ekibi” hücrelerini alıp, yardıma ihtiyacı olan hasarlı bölgeye nakletmektir.
Ortopedide kullandığımız mezenkimal kök hücreler, “özelleşmemiş” hücrelerdir. Yani bu hücrelerin henüz bir kimliği yoktur. Uygun ortama girdiklerinde, ihtiyaç neyse ona dönüşme potansiyeli taşırlar. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar bize çok daha önemli bir şeyi gösterdi: Kök hücreler sadece “tuğla” olup boşluğu doldurmazlar, aynı zamanda birer “şantiye şefi” gibi davranırlar. Hasarlı bölgeye girdiklerinde salgıladıkları özel sinyallerle, uyuyan diğer hücreleri uyandırır, yeni damar oluşumunu tetikler ve o bölgedeki yangıyı (inflamasyonu) söndürürler.
Bu hücrelerin temel görevleri şunlardır:
- Doku onarımı
- Yangı baskılama
- Hücre yenilenmesi
- Damar oluşumu
- Bağışıklık düzenlemesi
Tedavide Kullanılan Kök Hücre Kaynakları Nelerdir?
Ortopedik uygulamalarda başkasından alınan hücreleri (allojenik) kullanmayı tercih etmeyiz. Altın standart, hastanın kendi dokusundan (otolog) elde edilen hücrelerdir. Bu sayede doku reddi, alerji veya hastalık bulaşma riski tamamen ortadan kalkar. Pratikte iki ana kaynağımız vardır:
Birincisi ve en eski yöntem kemik iliğidir. Genellikle leğen kemiğinin arka kısmından (krista iliaka) özel iğnelerle girilerek kemik iliği kanı alınır. Bu yöntem kemik iyileşmesi, kaynamayan kırıklar ve kemik beslenme bozukluklarında (avasküler nekroz) oldukça etkilidir. Ancak kemik iliğindeki kök hücre sayısı yaşla birlikte azalma eğilimi gösterir ve elde edilen hücre yoğunluğu yağ dokusuna göre daha düşüktür.
İkincisi ve günümüzde giderek daha popüler hale gelen kaynak ise yağ dokusudur. Karın bölgesi veya uyluk çevresindeki yağlar, kök hücre açısından inanılmaz derecede zengindir. Yapılan karşılaştırmalı çalışmalar bir gram yağ dokusunda kemik iliğine kıyasla yüzlerce kat daha fazla mezenkimal kök hücre bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca yağ dokusundan elde edilen karışım (Stromal Vasküler Fraksiyon), sadece kök hücreleri değil iyileşmeyi destekleyen perisitleri ve endotel hücrelerini de barındırır. Bu yöntem hem daha fazla hücre elde etmemizi sağlar hem de hasta için daha konforludur.
Kök Hücre ile PRP Arasındaki Fark Nedir?
Bu poliklinikte hastalarımızdan en sık duyduğumuz sorulardan biridir. İkisi de kandan veya dokudan elde edilen biyolojik yöntemler olsa da etki mekanizmaları ve güçleri birbirinden çok farklıdır. PRP (Platelet Rich Plasma), hastanın damarından alınan kanın ayrıştırılmasıyla elde edilir. İçinde canlı hücreler veya kök hücreler yoktur; sadece “büyüme faktörü” dediğimiz iyileştirici protein paketleri vardır. PRP’yi bir inşaat alanına gönderilen “enerji içeceği” veya “vitamin takviyesi” gibi düşünebilirsiniz. Mevcut işçilerin daha hızlı çalışmasını sağlar.
Kök hücre tedavisi ise inşaat alanına doğrudan “yeni işçiler, mühendisler ve şantiye şefleri” göndermektir. Sadece mevcut yapıyı hızlandırmaz, aynı zamanda onarım sürecini bizzat yönetir ve doku oluşumuna katılır. Bu nedenle PRP daha çok hafif tendon yaralanmaları veya başlangıç seviyesindeki kireçlenmelerde kullanılırken, kök hücre tedavisi daha ileri evre kıkırdak hasarlarında, menisküs yırtıklarında ve ciddi eklem problemlerinde tercih edilir.
Kök Hücre Hazırlama Süreci Hangi Aşamaları İçerir?
Tedavi süreci aslında bir laboratuvar prosedürüdür ve mutlaka steril ameliyathane şartlarında yapılmalıdır. Hastalarımız bu işlemi genellikle “basit bir iğne” olarak düşünse de arka planda ciddi bir teknoloji ve teknik hazırlık vardır:
İşlem günü hasta ameliyathaneye alınır. Genellikle “sedasyon” dediğimiz hafif bir uyku hali ve lokal anestezi uygulanır, böylece hasta hiçbir ağrı hissetmez. Eğer yağ dokusu kaynaklı kök hücre (SVF) yapılacaksa, karın bölgesinden mini bir liposakşın işlemiyle yaklaşık bir çay bardağı kadar (50-100 cc) yağ alınır. Bu yağ dokusu, özel laboratuvar kitleri kullanılarak işlenir. Burada amaç yağ hücrelerini ve bağ dokularını parçalayarak, bunların arasına gizlenmiş olan kök hücreleri serbest bırakmaktır. Bu işlem için bazen mekanik yöntemler bazen de özel enzimler kullanılır. Yaklaşık 45-60 dakika süren bu ayrıştırma ve filtreleme işleminin sonunda, elimizde 5-10 cc’lik, içinde milyonlarca canlı kök hücre barındıran sarımtırak bir sıvı kalır.
Hazırlanan bu konsantre sıvı, bekletilmeden hastanın hasarlı eklemine enjekte edilir. Enjeksiyonun doğru yere yapılması hayati önem taşır; bu nedenle işlemi genellikle ultrason veya skopi (röntgen) cihazları eşliğinde görerek yaparız.
Hangi Ortopedik Rahatsızlıklar Kök Hücre Tedavisi Kapsamındadır?
Kök hücre tedavisi, vücudun iyileşme potansiyelinin yetersiz kaldığı kronikleşmiş veya dejeneratif (yıpranmaya bağlı) birçok durumda uygulanabilir.
Başlıca kullanım alanları şunlardır:
- Diz kireçlenmesi
- Kalça kireçlenmesi
- Menisküs yırtıkları
- Omuz lif yırtıkları
- Avasküler nekroz
- Ayak bileği kıkırdak hasarları
- Kaynamayan kırıklar
- Tenisçi dirseği
- Aşil tendiniti
Diz Kireçlenmesinde Kök Hücre Tedavisi Başarılı mıdır?
Diz osteoartriti, yani kireçlenme, eklem kıkırdağının zamanla aşınarak dökülmesi ve alttaki kemiğin savunmasız kalması durumudur. Bu hastalık dört evrede incelenir. Evre 1 başlangıç, Evre 4 ise kıkırdağın tamamen bittiği son aşamadır.
Kök hücre tedavisinin en başarılı olduğu grup, Evre 2 ve Evre 3 hastalarıdır. Yani kıkırdakta hasar başlamış, ağrılar günlük hayatı etkiliyor, ancak hala korunabilecek bir kıkırdak dokusu mevcut. Bu aşamada uygulanan kök hücreler, kıkırdak yüzeyindeki mikro çatlakları doldurur, eklem sıvısının kalitesini artırır ve en önemlisi ağrıya neden olan yangıyı baskılar. Bu sayede hastaların ağrıları azalır, hareket kabiliyetleri artar ve total diz protezi ameliyatı olma ihtimalleri yıllarca ötelenebilir.
Ancak burada dürüst olmak gerekir; Evre 4 olmuş, bacakları eğilmiş, kemik kemiğe sürtünen bir hastada kök hücre tedavisinin kıkırdağı yeniden oluşturup dizi eski haline getirmesi mümkün değildir. Bu grup hastalarda altın standart hala protez cerrahisidir.
Menisküs Yırtıklarında Kök Hücre Nasıl Etki Eder?
Menisküsler, dizimizin içinde yer alan C şeklindeki kıkırdakçıklardır ve dizin yük taşıma kapasitesi için hayati öneme sahiptir. Menisküsün dış kısmı kanlanır ve iyileşme potansiyeli vardır, ancak iç kısmı (beyaz bölge) damarsızdır ve kendi kendine iyileşmez.
Geleneksel tedavide, iyileşmeyen menisküs yırtıkları traşlanarak alınır. Ancak menisküsün alınması, ileride kireçlenmeye davetiye çıkarır. Kök hücre tedavisi burada devreye girer. Damarsız olan bu bölgeye kök hücre enjekte edildiğinde, yapay bir iyileşme ortamı yaratılır. Hücreler o bölgedeki doku yapımını uyarır. Özellikle ameliyatla dikiş atılan menisküs yırtıklarına ek olarak kök hücre uygulanması, dikişin tutma ihtimalini ve menisküsün iyileşme şansını ciddi oranda artırır.
Avasküler Nekroz Tedavisinde Kök Hücrenin Yeri Nedir?
Avasküler nekroz (AVN), özellikle kalça topuzunu besleyen damarların tıkanması sonucu kemik dokusunun ölmesidir. Genellikle kortizon kullanımı, travma veya alkol kullanımı sonrası görülür ve tedavi edilmezse kalça ekleminin çökmesine ve genç yaşta protez ihtiyacına yol açar.
Erken evre AVN hastalarında (henüz kemikte çökme olmamışsa), “Core Decompression” dediğimiz bir ameliyat yaparız. Kemik içinde basıncı azaltmak için kanallar açılır. İşte bu kanalların içine, hastanın kendi kemik iliğinden veya yağından elde ettiğimiz kök hücreleri enjekte ederiz. Bu hücreler, ölü kemik bölgesinde yeni damar oluşumunu (anjiyogenez) tetikler ve kemiğin yeniden canlanmasını sağlar. Zamanında yakalanan hastalarda bu yöntem kalça eklemini kurtarmak için elimizdeki en güçlü silahtır.
Kimler Kök Hücre Tedavisi İçin Uygun Aday Değildir?
Her ne kadar hastanın kendi hücresi kullanılsa da bazı durumlarda kök hücre tedavisi uygulamak tıbbi açıdan doğru değildir veya beklenen faydayı sağlamaz.
Tedavinin önerilmediği durumlar şunlardır:
- İleri evre kanser hastaları
- Aktif enfeksiyonu olanlar
- Kan sulandırıcı kullananlar
- Hamileler
- Aşırı obezite durumu
Özellikle aktif kanser tedavisi gören hastalarda, kök hücrelerin büyüme faktörü salgılama özelliği nedeniyle tümör hücrelerini de etkileme riski teorik olarak mevcuttur. Bu nedenle onkolojik geçmişi olan hastalarda çok dikkatli davranırız. Ayrıca vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olan aşırı kilolu hastalarda, ekleme binen mekanik yük çok fazla olduğu için hücrelerin iyileştirici etkisi baskılanmakta ve başarı oranı düşmektedir.
İşlem Günü ve Sonrasında Hastayı Neler Bekler?
Kök hücre tedavisi günübirlik bir işlemdir. Hastamız sabah hastaneye gelir, gerekli tahlilleri yapılır ve işleme alınır. Yaklaşık 1-1.5 saatlik bir sürecin ardından odasına alınır. Genellikle 2-3 saatlik bir dinlenme sonrası taburcu edilir.
İşlem sonrası dönemde hastalarımızın bilmesi gereken en önemli kural şudur: “Ağrı kesici kullanmak yasaktır.” Kök hücreler, iyileşmeyi başlatmak için dokuda kontrollü bir yangı (inflamasyon) oluştururlar. Eğer işlemden hemen sonra güçlü ağrı kesiciler (romatizma ilaçları) alırsanız, bu yangıyı söndürür ve hücrelerin “çalışmaya başla” sinyalini kesmiş olursunuz. Bu nedenle ilk 2-3 hafta sadece parasetamol grubu basit ağrı kesiciler kullanmanızı isteriz.
İlk 24-48 saat, uygulama yapılan eklemin dinlendirilmesi ve soğuk uygulama yapılması konforunuzu artırır. Diz veya kalça uygulamalarından sonra hastalara koltuk değneği vermeyiz, üzerine basarak yürüyebilirler ancak ilk hafta uzun yürüyüşlerden ve merdiven inip çıkmaktan kaçınmaları gerekir.
İyileşme Süreci Ne Kadar Sürer ve Ne Zaman Etki Gösterir?
Kök hücre tedavisi bir “sihirli değnek” veya anında etki eden bir “ağrı kesici iğne” değildir. Bu biyolojik bir yeniden yapılandırma sürecidir ve zaman alır. Enjekte edilen hücrelerin o bölgeye yerleşmesi, çoğalması, matriks dediğimiz doku çatısını oluşturması haftalar, hatta aylar sürer.
Genellikle hastalarımız ilk 2-3 hafta enjeksiyona bağlı hafif bir dolgunluk veya ağrı hissedebilirler. Birinci aydan itibaren semptomlarda hafifleme başlar. Ancak asıl tedavi edici etki ve doku kalitesindeki artış 3. aydan sonra belirginleşir ve iyileşme süreci 6. aya, hatta 1. yıla kadar devam eder. MR kontrollerinde kıkırdak yüzeyindeki düzelmeleri veya ödemin azaldığını en net 6-12 ay arasındaki tetkiklerde görürüz.
Gelecekte Bizi Neler Bekliyor: Exozomlar ve Biyomateryaller?
Rejeneratif tıp alanındaki gelişmeler baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Bugün hastadan hücre alıp ayrıştırarak geri verirken, yakın gelecekte “hücresiz tedavi” yöntemlerini daha sık konuşacağız. Kök hücrelerin salgıladığı, içinde iyileştirici mesajlar taşıyan “Exozom” adını verdiğimiz kesecikler, laboratuvar ortamında saflaştırılarak hazır ampuller halinde kullanıma sunulmaya başlanıyor. Bu yöntem cerrahi bir işlemle yağ veya kemik iliği alma zorunluluğunu ortadan kaldırabilir.
Ayrıca “Scaffold” (iskele) teknolojileri sayesinde, kök hücreleri sadece sıvı olarak eklem içine sıkmak yerine, hasarlı kıkırdak bölgesine yapıştırılan biyolojik yamaların üzerine ekerek, hücrelerin dağılmadan sadece o bölgede çalışmasını sağlamak mümkün hale gelmektedir.
Sigara ve Alkol Kullanımı Tedavi Başarısını Etkiler mi?
Bu konu, tedavinin başarısını belirleyen gizli faktörlerden biridir. Kök hücrelerin canlı kalabilmesi ve çalışabilmesi için bol oksijene ihtiyacı vardır. Sigara kullanımı, mikrodolaşımı bozarak dokulara giden oksijen miktarını azaltır. Ayrıca nikotin, kök hücrelerin çoğalma kapasitesini doğrudan baskılar.
Yapılan bilimsel çalışmalar sigara içen hastalarda kemik kaynamasının daha geç olduğunu ve kıkırdak iyileşmesinin daha kalitesiz olduğunu net bir şekilde göstermektedir. Bu nedenle böylesine maliyetli ve umut bağlanan bir tedaviye girerken, hastalarımızdan işlemden en az 2 hafta önce ve işlemden sonraki 3 ay boyunca sigaradan uzak durmalarını şiddetle tavsiye ederiz. Aynı şekilde aşırı alkol tüketimi de kemik iliği baskılanmasına neden olabileceği için iyileşme sürecini negatif etkiler.
