Eksozomlar, hücreler arası iletişimi sağlayan ve hasarlı dokuların onarılması için gerekli büyüme faktörleri ile genetik şifreleri taşıyan nano boyutlu veziküllerdir. Ortopedi ve travmatoloji pratiğinde uygulanan eksozom tedavisi, laboratuvar ortamında genç ve sağlıklı kök hücrelerden saflaştırılan bu güçlü sinyal moleküllerinin, doğrudan hasarlı bölgeye enjekte edilerek doku rejenerasyonunun tetiklenmesi işlemidir. Özellikle eklem kireçlenmesi, kıkırdak kaybı ve tendon yırtıklarında tercih edilen bu yöntem vücuda canlı hücre vermeden hücresel iyileşme mekanizmalarını aktive eden, güvenli ve ileri düzey bir biyolojik tedavi protokolüdür.
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı
1979 yılında Tokat’ta doğdum. Tıp eğitimimi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladıktan sonra Ortopedi ve Travmatoloji uzmanlık eğitimimi Mersin Üniversitesi’nde aldım. 14 yılı aşkın süredir ülkemizin farklı bölgelerinde ortopedi ve travmatoloji alanında hizmet vermekteyim. Özellikle diz ve kalça protez cerrahisi, spor yaralanmaları, artroskopik cerrahi, el cerrahisi ve ortopedik travma konularında geniş deneyime sahibim ve aktif olarak Balıkesir Özel Nev Hastanesi’nde görev yapmaktayım.
Ortopedi ve travmatoloji, hızla gelişen ve sürekli güncellenmeyi gerektiren bir alandır. Bu nedenle yeni tedavi yöntemlerini, cerrahi teknikleri, implant teknolojilerini ve tanı araçlarını yakından takip etmek benim için her zaman öncelik olmuştur. Hastalarıma kanıta dayalı tıp ilkelerine bağlı kalarak; bilimsel kanıt ve klinik çalışma sonuçlarıyla desteklenen, güvenilir ve yenilikçi tedavileri sunmayı tercih ederim.
Hakkımda Sayfasına GitEksozom Nedir ve Vücuttaki Görevi Nedir?
Eksozomları kavrayabilmek için öncelikle vücudumuzdaki hücrelerin nasıl bir sosyal ağ içinde çalıştığına dair bakış açımızı biraz değiştirmemiz gerekiyor. Eskiden hücrelerin sadece yan yana duran, fiziksel temasla iletişim kuran ve kendi işine bakan yapılar olduğu düşünülürdü. Hatta 1980’li yıllarda eksozomlar ilk keşfedildiğinde, bilim insanları bunların hücrenin “çöp poşetleri” olduğunu, yani hücrenin atıklarını dışarı attığı önemsiz baloncuklar olduğunu sanmışlardı. Ancak güncel teknoloji ve proteomik araştırmalar bize bambaşka bir gerçeği gösterdi. Hücreler arasında muazzam bir iletişim ağı var ve eksozomlar, bu iletişimi sağlayan, nano boyuttaki, çok özel kargo paketleridir.
Bu durumu bir benzetme ile açıklamak gerekirse; eğer kök hücreler birer üretim fabrikası ise, eksozomlar bu fabrikada üretilen, içinde talimatların ve malzemelerin olduğu ve ihtiyaç duyulan kriz bölgelerine gönderilen özel kuryelerdir. Bu paketçikler o kadar küçüktür ki milimetrenin milyonda biri kadar, yani nanometrelerle ölçülürler ( ila nanometre arasında). Bu boyut onlara kan-beyin bariyeri veya eklem kapsülü gibi çok sıkı korunan bölgelere bile kolayca sızabilme yeteneği kazandırır. Ancak boyutlarının küçüklüğü sizi yanıltmamalıdır; çünkü içerikleri, taşıdıkları mesajın önemi açısından inanılmaz derecede zengindir.
Bir eksozomun oluşum süreci, hücre zarından basitçe kopup gitmek değildir. Hücrenin içinde “endozomal yolak” denilen çok karmaşık ve denetimli bir süreçten geçerler. Hücre, dışarıya göndereceği mesajı hazırlar, bunu bir zarla kaplar ve “multiveziküler cisimcik” adı verilen daha büyük bir paketin içinde biriktirir. Zamanı geldiğinde bu büyük paket hücre zarıyla birleşir ve içindeki binlerce küçük eksozom dışarıya, yani hücreler arası sıvıya salınır. Bu salınan paketçikler, hedef hücreye ulaştığında onun içine girer ve taşıdığı genetik materyali veya proteini o hücreye teslim eder.
Eksozomların içinde bulunan temel bileşenler şunlardır:
- Haberci RNA (mRNA)
- MikroRNA (miRNA)
- Büyüme faktörleri
- Sinyal proteinleri
- Lipitler
- Sitokinler
- Enzimler
Bu içerik listesi, aslında biyolojik bir yazılım güncellemesi gibidir. Vücudumuzda bir doku hasar gördüğünde veya iltihaplandığında, oradaki hücreler yardım sinyalleri gönderir. Sağlıklı kök hücreler bu sinyali aldığında, iyileştirici faktörlerle dolu eksozom paketlerini o bölgeye salgılar. Bu paketler hasarlı bölgeye ulaştığında, oradaki yorgun, yaşlanmış veya hasar görmüş hücrelerin içine girer ve onlara “yenilen”, “iltihabı durdur”, “protein üret” ve “ölme” gibi komutlar verir. Kısacası dokunun bozulmuş ayarlarını fabrika ayarlarına geri döndürmeye çalışırlar.
Eksozom Tedavisi Kök Hücre Tedavisinden Neden Farklıdır?
Bu konu, hastaların zihninde en çok soru işareti yaratan ve kavram kargaşasına neden olan alanlardan biridir. Yıllardır kemik iliği veya yağ dokusundan elde edilen kök hücre tedavilerini başarıyla kullanıyoruz. Ancak eksozom tedavisi, kök hücre teknolojisinin bir alternatifi değil teknolojik olarak bir üst basamağı, çok daha rafine edilmiş ve saflaştırılmış halidir.
Geleneksel kök hücre tedavisinde mantık şudur: Vücuda canlı hücreler enjekte edilir ve bu hücrelerin gidip hasarlı bölgeye yerleşmesi, orada yaşaması ve iyileştirici salgılar üretmesi beklenir. Ancak burada bazı değişkenler vardır. Yaşla birlikte kişinin kendi kök hücrelerinin sayısı ve kalitesi doğal olarak azalır. Elli yaşındaki bir bireyden alınan kök hücrenin performansı ile yirmi yaşındaki birininki aynı değildir. Ayrıca canlı hücrelerin vücutta nasıl davranacağını, ne kadar süre canlı kalacağını %100 kontrol etmek bazen zor olabilir.
Eksozom tedavisinde ise “hücrenin kendisi” değil hücrenin “iyileştirici aklı ve gücü” kullanılır. Yani bu yöntemi, kök hücresiz bir kök hücre tedavisi olarak düşünebilirsiniz. Bu tedavide kullanılan eksozomlar, genellikle yeni doğan göbek kordonu dokusundan elde edilen, yani “sıfır yaşında”, biyolojik aktivitesi en üst düzeyde olan genç ve son derece sağlıklı mezenkimal kök hücrelerin laboratuvar ortamında çoğaltılması ve bu hücrelerin salgıladığı veziküllerin toplanmasıyla elde edilir. Hastaya canlı bir hücre verilmez, sadece iyileşmeyi sağlayan saf sinyal molekülleri verilir.
Eksozom tedavisinin kök hücreye göre avantajlı olduğu noktalar şunlardır:
- Standardizasyon
- Yüksek konsantrasyon
- Kolay saklama
- İmmünolojik güven
- Küçük boyut
- Hedefe yönelik etki
Bu yaklaşımın en büyük artısı, ürünün kalitesinin her zaman standart olmasıdır. Kişinin kendi kanından veya yağından elde edilen ürünün kalitesi o günkü sağlık durumuna, beslenmesine, stres seviyesine göre değişebilirken; laboratuvar ortamında üretilen eksozom ürünleri her zaman belirlenmiş yüksek partikül sayısına ve standart içeriğe sahiptir. Ayrıca canlı hücre içermediği için doku reddi, hücrelerin başka dokulara dönüşmesi veya istenmeyen çoğalmalar gibi riskleri barındırmaz.
Hasarlı Dokular Eksozom Sayesinde Nasıl İyileşir?
Eksozomların terapötik gücü, sadece ağrıyı maskelemek üzerine kurulu değildir; asıl hedef hastalığın patofizyolojisine, yani kök nedenine müdahale etmektir. Özellikle eklem kireçlenmesi (osteoartrit) veya kronik tendon hasarlarında temel sorun, dokudaki yıkım hızının, yapım hızının önüne geçmesidir. Doku sürekli bir “yangı” halindedir ve kendini onaracak fırsatı bulamaz. Eksozomlar bu kısır döngüyü çok yönlü bir strateji ile kırar.
İlk ve en önemli mekanizma, inflamasyonun yani yangının kontrol altına alınmasıdır. Kronik ortopedik sorunlarda, bölgedeki bağışıklık sistemi hücreleri (özellikle makrofajlar) sürekli saldırı halindedir. Bu durum ortamda “sytokin fırtınası” dediğimiz, dokuyu eriten enzimlerin salgılandığı bir kaos yaratır. Eksozomlar, bu bağışıklık hücrelerini etkileyerek onları “saldırgan M1 fazından”, “onarıcı M2 fazına” dönüştürür. Yani bir nevi savaş alanındaki askerlere “savaşı bırakın, inşaata başlayın” emri verir. Bu sayede dokuyu kemiren süreç durur.
İkinci mekanizma, uykudaki yerel hücrelerin uyandırılmasıdır. Kıkırdak hücreleri (kondrositler) veya tendon hücreleri (tenositler) zamanla tembelleşir, yaşlanır ve bölünmeyi durdurur (senesens). Eksozomlar bu hücrelerin içine girerek genetik materyalleri (mRNA ve miRNA) aracılığıyla onlara bölünme ve üretim yapma emri verir. Özellikle eklem kıkırdağının ana maddesi olan Tip II kollajen ve eklem sıvısının kayganlığını sağlayan hiyalüronik asit sentezi bu sayede artar.
Üçüncü kritik mekanizma ise “anjiyogenez” yani yeni damar oluşumudur. İyileşme, kan akışına muhtaçtır. Kanın gitmediği yerde iyileşme olmaz. Tendonlar, menisküsün bazı bölgeleri ve bağ dokuları doğaları gereği kanlanması zayıf bölgelerdir. Bu yüzden çok zor iyileşirler. Eksozomlar, içlerinde taşıdıkları VEGF (Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü) gibi güçlü proteinler sayesinde hasarlı bölgede yeni kılcal damar ağlarının oluşumunu tetikler. Kan akışının artması, o bölgeye daha fazla oksijen ve besin gitmesi demektir ki bu da fibrozis dediğimiz kalitesiz iyileşme yerine, orijinal dokuya yakın kaliteli bir iyileşmeyi sağlar.
Hangi Ortopedik Rahatsızlıklarda Eksozom Tedavisi Uygulanır?
Klinik pratikte ve bilimsel literatürde eksozomların kullanım alanı her geçen gün genişlemektedir. Rejeneratif potansiyelin maksimize edilmesinin gerektiği hemen hemen her durumda birincil tedavi veya cerrahiye yardımcı destek tedavisi olarak yerini almaktadır.
En sık uygulanan durumlar şunlardır:
- Diz kireçlenmesi
- Kalça kireçlenmesi
- Omuz kireçlenmesi
- Rotator manşet yırtığı
- Tenisçi dirseği
- Aşil tendiniti
- Menisküs yırtığı
- Kıkırdak hasarı
- Bağ yaralanmaları
- Avasküler nekroz
- Kaynamayan kırıklar
- Kas yırtıkları
Özellikle diz (gonartroz) ve kalça (koksartroz) kireçlenmelerinde, henüz protez ameliyatı aşamasına gelmemiş ancak ilaç ve fizik tedaviyle de yeterli rahatlama sağlayamamış hastalar için (Evre 1-3 arası) bu tedavi altın değerindedir. Eklem içine yapılan enjeksiyon, sürtünmeyi azaltır, sinovyal sıvının kalitesini artırır ve kıkırdak yüzeyindeki erozyonu yavaşlatarak protez ihtiyacını yıllarca öteleyebilir.
Tendon sorunlarında ise, örneğin omuzdaki kas yırtıklarında veya dirsekteki inatçı ağrılarda, eksozomların damarlanmayı artırıcı etkisi ön plana çıkar. Doku kalitesini artırarak tendonun kemiğe daha sağlam yapışmasını sağlar. Sporcularda kas ve bağ yaralanmalarında sahaya dönüş süresini kısaltmak amacıyla da sıkça başvurulan bir yöntemdir. Menisküslerin damarsız olan “beyaz bölge” yırtıklarında bile, ortamdaki kök hücreleri oraya çağırarak (kemotaksi) iyileşme şansını artırdığı gözlemlenmiştir.
PRP Yerine Neden Eksozom Tedavisi Tercih Edilebilir?
PRP (Trombositten Zengin Plazma), kişinin kendi kanından elde edilen ve içinde büyüme faktörleri barındıran değerli bir tedavi yöntemidir ve ortopedide hala yaygın olarak kullanılır. Ancak PRP ile eksozomları kıyaslamak gerekirse, aralarında ciddi bir teknoloji ve etkinlik farkı vardır. PRP’nin etkinliği tamamen “hastanın kendisine” bağımlıdır.
PRP kalitesini düşüren faktörler şunlardır:
- İleri yaş
- Sigara kullanımı
- Kötü beslenme
- Diyabet
- Obezite
- Kullanılan ilaçlar
- Stres
Eğer hasta 65 yaşındaysa, kronik hastalıkları varsa veya metabolizması yavaşsa, kanındaki trombositlerin ve büyüme faktörlerinin kalitesi de düşük olacaktır. Dolayısıyla bu kişiden elde edilen PRP’nin iyileştirici gücü sınırlı kalır. “Kendi kanınızla iyileşin” sloganı kulağa hoş gelse de bazen kendi kanınız iyileşmek için yeterince güçlü olmayabilir.
Buna karşın eksozomlar, genellikle yeni doğan kordon dokusu kaynaklı olduğu için biyolojik olarak en genç ve en dinamik yapıdadır. Kişisel faktörlerden, yaşlılıktan veya hastalıklardan etkilenmezler. Bir PRP enjeksiyonunda belirli miktarda ve sınırlı çeşitte büyüme faktörü varken, eksozom tedavisinde milyarlarca partikül ve doku onarımı için gerekli olan çok daha kompleks bir genetik mesaj içeriği (miRNA) bulunur. PRP etkisi genellikle daha kısa sürerken, eksozomların doku üzerindeki düzenleyici etkisi, hücresel hafızayı değiştirdiği için çok daha uzun soluklu olabilir. Bu yüzden özellikle zorlu, kronik ve ileri derece hasarlarda ibre her zaman eksozomdan yanadır.
Eksozom Tedavisi Uygulama Süreci Nasıl İşler?
Hastalar için belki de en konforlu kısım, uygulama sürecinin pratikliğidir. Eksozom tedavisi için hastaneye yatış yapılmasına, genel anestezi alınmasına veya ameliyathane şartlarına gerek yoktur. İşlem tamamen poliklinik şartlarında, steril bir odada gerçekleştirilebilen “minimal invaziv” bir prosedürdür.
Süreç ürünün hazırlığı ile başlar. Eksozomlar, canlılıklarını ve etkinliklerini kaybetmemeleri için özel laboratuvarlarda çok düşük sıcaklıklarda ( derece gibi) dondurulmuş flakonlar halinde saklanır. Soğuk zincir kurallarına sıkı sıkıya uyularak transfer edilir. Uygulama günü, bu flakonlar uygun yöntemlerle çözülür.
Uygulama adımları şunlardır:
- Hasta pozisyonlama
- Cilt temizliği
- Lokal anestezi
- Görüntüleme rehberliği
- Enjeksiyon
- Pansuman
Hasta muayene masasına alınır. Örneğin diz için uygulama yapılacaksa, diz kapağı çevresi steril solüsyonlarla temizlenir. Giriş sırasında ağrı hissedilmemesi için cilde soğutucu sprey veya ince bir iğne ucuyla lokal anestezik (uyuşturucu) uygulanır. Ardından, tedavinin başarısı için en kritik aşama olan “doğru yere enjeksiyon” kısmı gelir. Genellikle ultrason veya floroskopi (canlı röntgen) gibi görüntüleme yöntemleri eşliğinde, iğnenin hedeflenen eklem boşluğuna veya hasarlı tendon kılıfının içine girdiğinden emin olunur. Doğru nokta tespit edildiğinde, milyarlarca eksozom parçacığı içeren solüsyon yavaşça enjekte edilir. Tüm işlem genellikle 15-20 dakika sürer. İşlem sonrasında hasta yürüyerek evine veya işine dönebilir.
Tedavi Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır?
Eksozom tedavisi bir ağrı kesici veya kortizon iğnesi değildir. Kortizon yapıldığında ağrının hemen ertesi gün kesilmesi beklenir ancak bu geçici bir baskılamadır, iyileşme değildir. Eksozom tedavisi ise biyolojik bir “inşaat ve onarım” sürecidir ve her inşaatın tamamlanması için zamana ihtiyaç vardır. Bu nedenle hastalarda beklenti yönetimi çok önemlidir.
Enjeksiyondan sonraki ilk birkaç gün (özellikle ilk 48-72 saat), bölgedeki yoğun hücresel aktivite ve sinyal trafiği nedeniyle hafif bir dolgunluk hissi, ısı artışı veya geçici bir ağrı artışı olabilir. Bu durum korkulacak bir şey değil aksine vücudun tedaviye cevap verdiğinin ve onarım sürecinin başladığının bir işaretidir.
Gerçek klinik iyileşme genellikle 3. haftadan itibaren hissedilmeye başlanır. Hastalar bu dönemde eklemlerindeki “paslanmışlık” hissinin azaldığını, sabah tutukluklarının kısaldığını ve hareket açıklığının arttığını ifade ederler. Hücresel onarımın zirve yaptığı, dokunun kendini yenilediği ve güçlendiği asıl dönem ise 3. ay ile 6. ay arasındadır. Nihai sonuç bu dönemde ortaya çıkar. Etki süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte tek doz uygulamanın olumlu etkilerinin 1 yıl ve hatta daha uzun süre devam ettiği gözlemlenmektedir.
Tedavi sonrası kaçınılması gerekenler şunlardır:
- Ağır sporlar
- Uzun yürüyüşler
- Ağrı kesici ilaçlar
- Sıcak hamam
- Aşırı yüklenme
- Alkol tüketimi
Özellikle işlem sonrası ağrı olursa, aspirin veya ibuprofen gibi “anti-enflamatuar” (romatizma ilaçları) grubu ağrı kesicilerin kullanılması kesinlikle istenmez. Çünkü bu ilaçlar, eksozomların başlattığı doğal ve gerekli olan iyileşme yangısını söndürerek tedavinin etkisini nötralize edebilir. Bunun yerine parasetamol grubu basit ağrı kesiciler tercih edilmelidir. Ayrıca ilk günlerde ekleme aşırı yük bindirmekten kaçınılmalı, ancak hareketsiz de kalınmamalıdır; günlük rutin hareketler eklem sıvısının dolaşımı için faydalıdır.
Bu Tedavi Güvenli midir ve Kimlere Uygulanmaz?
Tıpta en önemli kural “Önce zarar verme” ilkesidir. Eksozomlar “hücresiz” (cell-free) tedavi kategorisinde yer aldığı için güvenlik profilleri oldukça yüksektir. İçerisinde canlı, bölünebilen bir hücre barındırmadıkları için, vücutta kontrolsüz çoğalma, tümör oluşturma veya farklı doku tiplerine dönüşme (örneğin kemik olması gereken yerde kıkırdak oluşması gibi) riskleri teorik olarak yoktur.
Ayrıca eksozomlar “immünolojik olarak ayrıcalıklı” kabul edilirler. Yani üzerlerinde doku reddine yol açacak belirteçleri taşımazlar. Bu nedenle kan grubu uyumu veya doku uyumu testlerine gerek duyulmaz, alerjik reaksiyon riski son derece düşüktür. Kullanılan ürünler, akredite biyoteknoloji laboratuvarlarında, çok sıkı sterilite, endotoksin, mikoplazma ve virüs testlerinden geçirildikten sonra kullanıma sunulur.
Ancak her tıbbi müdahalede olduğu gibi, bazı durumlarda uygulanması önerilmez.
Kontrendikasyon durumları şunlardır:
- Aktif kanser
- Aktif enfeksiyon
- Hamilelik
- Emzirme dönemi
- Kan hastalıkları
- Ağır immün yetmezlik
Özellikle aktif kanser tedavisi gören hastalarda veya kanser geçmişi olanlarda, büyüme faktörlerinin teorik olarak tümör hücrelerini de etkileme ihtimaline karşı temkinli yaklaşılır ve genellikle uygulanmaz. Aynı şekilde uygulama bölgesinde aktif bir enfeksiyon (örneğin apse, selülit) varsa veya hastanın genel bir ateşli hastalığı varsa tedavi, enfeksiyon geçene kadar ertelenir. Hamilelik ve emzirme dönemlerinde ise yeterli güvenlik verisi olmadığı için uygulama yapılması tercih edilmez.
